2019 yılında Aralık ayı sonlarında Çin’de başlayan ve kısa sürede küresel bir tehdit haline gelen Koronavirüs hastalığı (COVID-19) kendisiyle birlikte bir korku salgınını da dünya genelinde tetiklemiş oldu.

Durumun belirsizliği, daha önce bir deneyimimizin olmaması ve sonuçların öngörülemez olması doğal olarak hepimizde kaygı uyandırmaktadır. Belli bir oranda kaygı bizi hayatta tutmak, tehlikeyi fark edip tedbir almamız için önemli ve gereklidir. Koronavirüsle ilgili kaygılarımız bizim önerilen şekilde hijyen kurallarına özen göstermeye, belli bir müddet sosyal izolasyona uyarak korunmaya ve korumaya iter.   Ancak bu işlevselliğinin yanında zaman zaman amacını aşabilir, hayatı bizim için daha da zor hale getirebilir ve hatta virüsten bile tehlikeli olabilir. Psikolojik bağışıklık sistemimiz olan psikolojik dayanıklılığımızı alt üst edebilir. Yapılan araştırmalar salgın hastalıkların hem bireyler hem de toplum üzerinde derin psikososyal etkiler bıraktığını göstermektedir.  Bireysel olarak insanlar genellikle hastalığa yakalanma, kendi kendine ölme korkusu, çaresizlik, hasta kişi olarak damgalanma korkusu yaşamaktadırlar. Depresyon, uyku bozuklukları, öfke, saldırganlık, intihar düşünceleri artmakta, toplum genelinde kendini suçlama ve umutsuzluk hâkim olmaktadır.

Tehlike anında beynimizde bir dizi düşünce ve duygu hemen bir araya gelerek kendi senaryosunu kurar. Düşünceler, hayali görüntüler, duygular bir trenin lokomotifleri gibi hemen birbirine bağlanır. “Burnum akıyor. – Kesin virüsü kaptım. – Dün asansör düğmesine dokunmuştum, oradan olabilir. – Bunu herkes kapacak ve tüm insanlık yok olacak. – Sevdiğim herkes ölecek. – Bununla asla baş edemeyeceğim.” gibi..
Bunu, zihnimizde oluşan görüntüler, kaygı, umutsuzluk, çaresizlik gibi duygular izler. Kaslarımız gerilmeye başlar, uykularımız kaçar, belki başımız ağrır, midemiz bulanır. Bu olumsuz senaryonun içerisinde bedenimiz de kendi yerini bulmaya başlar. Ne zaman zihnimiz dağılsa, bir dizi tetikleyici bizi tekrar bu döngüye sokmak için adeta görevlidir. Sanal dünyanın korsanları, uydurma haberler, kaynağı doğrulanmayan bilgilerin yayıcıları bunların başında gelir. Bu döngünün içerisinde sürekli yeni bilgilere ulaşmak için haber peşinde koşmak, telefonumuza anlık haber bildirimleri veren programlar yüklemek, yakınlarımızla etkileşim kursak bile sürekli tehlike hakkında konuşmak, tehlikenin peşinde koşmak, tıbbi tavsiyelerin ötesine abartılı elleri yıkamak veya tamamen kendi dünyamıza çekilmek de olabilir.  İçimizde böyle eğimliler oluştuğunda hemen sinyali okumak ve yapmak üzere olduğumuz şeyin tam tersini yapmak genellikle döngüyü kırar. Farkına bile varmadan içine çekildiğimiz bu girdabı bilgelik ve farkındalıkla yönetebiliriz.

Bu tür kaygıya kapılmak bizim için doğal olsa da yararlı değildir. Kontrolümüzde olmayan şeylere ne kadar odaklanırsak o kadar mutsuz oluruz. Geleceği kontrol edemeyeceğimize ilişkin endişemiz, şu anı kontrol edebilme fırsatımızı da elimizden almaya çalışır. O halde bu durumdaki stres tepkilerimizin normal olduğu kabul etmenin yanında, bu kaygıyla baş etmek için  kullandığımız uyumsuz mekanizmaları fark etmek ve olumsuz döngüyü kırmak için bilinçli çaba sarf etmek kişisel ve toplumsal refahımız için önemlidir. Evde kaldığımız süre içerisinde olumsuz döngüden çıkabilmek için kısa bazı öneriler verebiliriz;

– Gün içerisinde keyif aldığımız aktivitelere devam etmek. Bu konuda bizi tekrar kısır döngüye itecek tehlike sinyali olan  “Böyle bir durumda bundan zevk almayacağım, şimdi sırası mı? ” düşüncesine meydan okumak ve başlamak.
– Evden işimize devam etmek, hobilerimiz, yeni bir yemek tarifi denemek, yarım kalan işlerimizi tamamlamak gibi bize başarı hissettirecek aktivitelere devam etmek.
– Sosyal destek tüm problemlerle baş etmek için en büyük güç kaynağımız. Bu yüzden fiziksel olarak izole olsak da telefonla veya sanal ortamlarda ailemizle, arkadaşlarımızla, yakınlarımızla irtibatı sürdürmek, çevrimiçi toplu görüşmeler planlamak. Bu görüşmeler esnasında felaket senaryoları konuşmak, birbirini doldurmak, tehlike haberlerini yaymak gibi tehlike sinyallerini fark edip uzaklaşmak.
– Haberleri günün belli bir saatinde sağlam bir kaynaktan dinlemeyi, sosyal medya haberlerini daha az kontrol etmeyi denemek. Endişenizi tetikleyen her şeyi fark etmek ve azaltmak. Örneğin korku senaryolarını paylaşan birisi varsa ve sizi tetikliyorsa onu sessize almak. “Gündemi anlık takip etmeliyim yoksa her şey felaket olacak”  gibi tehlike sinyallerini fark etmek ve meydan okumak.
– Acının da insanlık deneyiminin bir parçası olduğunu kabul etmek, kendimize ve başkalarına karşı merhametli olmak. Kendini suçlamak, böyle bir şeyi hak ettiği için başına geldiğini düşünmek, başkalarını umursamamak gibi tehlike sinyallerini fark edip meydan okumak.
– Zihinsel ve fiziksel olarak aktif olmak. Yeni bir şey öğrenmek, egzersiz yapmak. “Çok sıkılacağım, bunlar evde olmaz ki” düşüncesine meydan okumak.
– Her gün o günün getirdiği güzellikleri fark edin ve şükran duygunuzu ifade edin. Ruh sağlığınızı korumak için büyük bir işlevi olan şükran duygusunu “Pollyannacılık” olarak değerlendireceğiniz tehlike sinyalini fark etmek ve buna meydan okumak.

Kaynak:

KTO Karatay Üniversitesi
Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi
Psikoloji Bölüm Başkanı
Dr. Öğr. Üyesi Seher Akdeniz

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Lütfen isminizi buraya giriniz